Atatürk Ajandası 2015 Yılı Özel

24 Kasım Öğretmenler Gününde öğretmene ne hediye edilir? diye düşünenler için bir alternatif..

Ata yayınları Tarafından hazırlanan Atatürk Anısına yapılan 2015 Yılı ajandalarının satışı başlamıştır. 2015 Yılına özel yapılan ve sınırlı sayıda satışa sunulan Atatürk Ajandalarını Satın Alabilmek için 0533 280 78 63 Nolu telefonlardan sipariş verebilirsiniz.

Cengiz Dağcı Kırımlı Korkunç Yıllar Kitap Özeti

KİTABIN ADI : Korkunç Yıllar
KİTABIN YAZARI : Cengiz DAĞCI
YAYIN EVİ : Varlık Yayınevi
BASIM YILI : 1959

Kitabın Konusu

Kırım’lı bir Tatar olan Sadık’ın bağımsızlık uğruna katlandığı olaylar ve Ruslar’ın Türkler’e yaptığı işkenceler.

Kitabın Kısa Özeti

Eser anlatılan vak’anın gerçekliğini okuyucuya veren bir önsöz ve daha sonra giriş kısmıyla başlar. Önsöz yayımevi sahibi tarafından, bu duyguyu okuyucuda uyandıracak şekilde samimi yazılmıştır. Yaşar Nâbi, roman müsveddelerinin eline nasıl geçtiğini ve eserin yazarı hakkında bazı malûmatı önsözde zikreder.

Ardından Cengiz isimli Kırımlı gencin (romanın yazarı) yazmış olduğu ve romanın kahramanı Sâdık Turanla tanışmaları ile, ondan hâtıralarını nasıl aldığını izah eden, tabii yine okuyucuda gerçeklik duygusunu besleyen bir giriş kısmından sonra romana, yani “Sâdık Turan’ın Hâtıralarına” geçilir. Eser hatırat mahiyetinde olduğundan, romanın kompozisyonu da buna uygun olarak düzenlenmiştir. Roman dokuz bölüme ayrılmış ve her bölümün başına geçmişteki hatıraların yazılmasından evvel, Sâdık Turan’ın hâldeki hâlet-i ruhiyesini aksettiren paragraflar konulmuştur. Hâtıralar Roma’da yazılmıştır. Bu münâsebetle, bölüm başlarındaki paragrafların muhtevası, Sâdık’ın Roma’daki hayatından meydana gelir. Böylece yaşanan an ile mazi birleştirilir.

Sâdık, Kırım’da, Akmesçit’e bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur. Kızıltaş Karadeniz kıyısında şirin bîr köydür. Ama Ruslar burada yaşayan Türkleri rahat bırakmazlar. Sık sık baskınlar düzenleyerek köyün, Kırım çapında da milletin ileri gelenlerini, aydınları tutuklayıp sürerler veya hapse atarlar. Rusların hedefi; diliyle, diniyle, medeniyetiyle Türk kültürünü yok etmektir. Camileri yıkarlar, tarihî eserleri harabederler. Sık sık alfabe değiştirerek Türk dilini unutturmaya, Türklerin birbirleriyle irtibatlarını kesmeye çalışırlar.

Kırım Türk’lerinin orta yaşlıları milliyetçidirler. Bu duyguyu evlâtlarına da aşılarlar, onlara “Kuzu Kurpeç” ve “Çora Batır” gibi kahramanlık destanlarıyla, “Siyer-i Nebi” gibi dinî kitapları anlatırlar ve okurlar. Sâdık’ın babası Hüseyin Ağa da bu çeşit Kırımlılardandır. Mekteplerde dine ve milliyetçiliğe —bilhassa Türk milliyetçiliğine— insafsızca hücumlar yapılmasına rağmen, evlerdeki aile mektepleri, çocukların büyük bir ekseriyetini Türk milliyetçisi olarak yetiştirir. Sadık da, bu aile mekteplerinde yetişen milliyetçi gençlerdendir.

Tabii resmi mekteplerin tesirinde kalıp, Rus’lara hizmet eden Kırımlılar da mevcuttur. Korkunç Yıllardaki Süleyman, bu kategorideki gençlerdendir. Fakat bunlar da hâdiselere tam nüfuz ettikten sonra, ekseriya yaşlı neslin fikirlerine sahip olurlar. Korkunç Yıllardaki Süleyman ve O Topraklar Bizimdi romanındaki Selim, gerçeklerle karşılaştıktan sonra hep Türk milliyetçiliğine iltica ederler. Bu dört eserde ihanetini sürdüren tek şahıs, O Topraklar Bizimdi’deki Salavat Morcan’dır.

Sâdık ailesiyle birlikte önce, Akmesçit’te bir tavuk kümesine yerleşir. Sonra orta kumandan mektebine giderek Rus ordusunda subay olur. İkinci dünya harbine tank teğmeni olarak katılır. Ukrayna’da Almanlara esir düşer. Esir kamplarında çeşitli meşakkatler çeker. Ama bu kamplardaki esir Türkler arasında çok kuvvetli bir bağlılık vardır. Birbirlerine hayatları pahasına yardım ederler. Bu eserlerde dikkati çeken bir husus da, Kırım topraklarında doğup büyümüş olanların -Ermeni, Yahudi, Rum veya Rus olsun- birbirlerine vatan bağlarıyla bağlı olmaları ve yardımlaşmalarıdır.

Sâdık esir kamplarında, bir Kırımçak’ın (Kırımlı Yahudi) yardımıyla hemşehrilerini bulur, yine Kırımlı bir Ermeni’nin yardımıyla zindandan kurtulur. Kırımlı İskender’in yardımıyla da ahçı olur. Bu, onun esaret hayatının dönüm noktasıdır. Alıcılıktan sonra bir Alman başçavuşunun emir eri olur. Onun hizmetinde bulunur. Başçavuş cepheye tayin olunca da Sâdık’ı Alman casus mektebine götürüp, Rusya’da Almanlar hesabına casusluk yapmasını teklif ederler. Sâdık bunu reddedince, onu yeni teşkil edilen Türkistan ordusuna götürürler. Roman Almanların düzenledikleri, bir toplantıda, Türkistanlıların üzerlerindeki Rus üniformalarının yakılıp, Alman üniformalarının giyilmesiyle son bulur.

Eserin italik harflerle basılı kısımlarında ise, Sâdık Turan’ın Roma’daki intibaları ve ruh halleri tasvir edilir. Burada karşımıza bozulmuş bir aklî denge çıkar. Sâdık’ın çok çeşitli baskılarla bozulmuş olan ruhî ve akli dengesine korku hâkimdir.

Romandaki şahıslar ise, (Türkler, Ruslar, Almanlar ve Yahudiler olmak üzere) dört ana grupta toplanabilir. Türk’lerin ortak özellikleri, sağlam yapılı, dayanıklı ve yaşama azmi ile dolu olmalarıdır. Hemen hepsi Ruslara düşmandır. Esaret altında olan vatanlarını bir an evvel istiklâle kavuşturmayı düşünürler.

Ruslar eserde okuyucuya, zâlim olarak takdim edilirler. Türkleri eritip, yok etme gayretlerini mütemadiyen sürdürürler. Hâkim durumda oldukları zaman, ellerinden gelen her zulmü yaparlar. Güçsüz durumda oldukları zaman ise, hemen boyun eğerler. Güçten korkarlar. Zaten güçten korkmak, O Topraklar Bizimdi romanında, Panteley Petroviç’in dediği gibi, Rus milletinin özelliğidir.

Almanlar da en az Ruslar kadar zâlimdirler. Katı bir eğitim görmüşlerdir. En üstün insan olarak kendilerini görürler. Sanki her biri, bir diğerinin kopyasıdır. Esirlere eziyet etmekten çok hoşlanırlar. Ekmek dağıtımını bile işkence vesilesi hâline getirenleri vardır. Günlerdir aç olan esir kalabalığının içine bir ekmek atıp, onların ekmeği kapabilmek için, kudurmuşçasına birbirlerine saldırmalarını zevkle seyrederler. Yine, ağzına kurşun sıkarak öldürdüğü bir esirin elbise ve ayakkabılarını vermek için, kampta elbisesi en eski esiri arayacak kadar merhametli (!) Alman askerleri de mevcuttur.

Yahudi’ler ise, savaşın cefâsını çekenlerin başında yer alırlar. Almanların haklı veya haksız, bir Yahudi düşmanlığı vardır. Savaşesnasında kitleler hâlinde imha edilirler. Yahudiler bu düşmanlığı başkalarına kanalize etmek üzere, esir kamplarında muhbirlik yaparlar. Bu yüzden de birçok Türk, Yahudi sanılarak öldürülür. Sünnetli esirler Yahudi diye ihbar edilirler. Almanlar da onları kurşuna dizerler.

Eserde tarihî bir zaman söz konusudur. Bu, ikinci dünya harbi yıllandır. Bazı hâdiselerin tarihleri kat’i olarak belirtilmiştir. Sâdık Turan’ın Roma’da yaşadığı ve hâtıralarını yazdığı zaman kesiti ise, bölüm başlarındaki tarihlerden tesbit edilebilir. Buna göre hâtıralar; 1 Nisan 1946 da yazılmaya başlanmış ve 5 Ağustos 1946 da sona ermiştir.

Hâdiselerin cereyan ettiği mekânın geniş bir sahayı kapladığı görülür. Uğruna savaşılan, esir yaşanılan ve ölünen mekân Kırım’dır. Fakat savaş esnasında Ukrayna toprakları da mekâna dâhil olur. Eserde rastlanılan mekânı dört kısma ayırabiliriz, Bunlar:

I- Türk ve müslüman kültürünü aksettiren mekânlar. (Kırım’daki tarihî eserler.)

II- Kırım Türk’ünün fakirliğini aksettiren mekânlar. (Onların içinde yaşadıkları evleri ve köyleri.)

III- Kırım Türk’leri ve diğer Türk’lerin, Rus’larla bir arada bulundukları mekânlar. (Mektepler, ordu safları ve cephe)

IV- Esir kampları, şeklinde maddeleştirilebilir.

Kitaptaki Olay ve Şahısların Değerlendirilmesi

Eserin italik harflerle basılı kısımlarında ise, Sâdık Turan’ın Roma’daki intibaları ve ruh halleri tasvir edilir. Burada karşımıza bozulmuş bir aklî denge çıkar. Sâdık’ın çok çeşitli baskılarla bozulmuş olan ruhî ve akli dengesine korku hâkimdir.Romandaki şahıslar ise, (Türkler, Ruslar, Almanlar ve Yahudiler olmak üzere) dört ana grupta toplanabilir. Türk’lerin ortak özellikleri, sağlam yapılı, dayanıklı ve yaşama azmi ile dolu olmalarıdır. Hemen hepsi Ruslara düşmandır. Esaret altında olan vatanlarını bir an evvel istiklâle kavuşturmayı düşünürler.Ruslar eserde okuyucuya, zâlim olarak takdim edilirler. Türkleri eritip, yok etme gayretlerini mütemadiyen sürdürürler. Hâkim durumda oldukları zaman, ellerinden gelen her zulmü yaparlar. Güçsüz durumda oldukları zaman ise, hemen boyun eğerler. Güçten korkarlar. Zaten güçten korkmak, O Topraklar Bizimdi romanında, Panteley Petroviç’in dediği gibi, Rus milletinin özelliğidir.

Sadık : Dine ve milliyetçiliğe ( bilhassa Türk milliyetçiliğine) oldukça bağlı bir Kırım Tatarıdır.

Hüseyin Ağa : Sadık’ın babasıdır.Sadık’ın böyle milliyetçi yetiţmesinde ki en etkili kiţidir.

Süleyman : Sadık’ın en yakın arkadaşıdır.Mekteplerin etkisinde kalıp Ruslar’a hizmet eden bir gençtir.

İskender : Kırım’lı bir Türk olup Ruslar’ın arasında sözü geçen biridir.

Yazar Hakkında Bilgi

Kırımlı yazar. Kırım’ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii afetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit’te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı.1940 yılında Sovyet ordusunda subay olarak II. Dünya Savaşı’na katıldı. 1941′de Ukrayna cephesinde Almanlara tank teğmeni rütbesi ile esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946′da Londra’ya yerleşti. 1990′da kalp ameliyatı geçirene kadar Londra’da bir lokanta işletti.

Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır. Romanlarında Kırım Türklerinin 1928′den sonra Sovyet komünist emperyalizminin boyunduruğu altında çektiği acıları dile getirir, bir yurdun gasp edilişini anlatır. Aslında konularında büyük sömürü savaşlarında savuşan mantığın boşluğunu dolduran toplumsal çılgınlığın içinde insanın kendini arayışı, zulme başkaldırma haysiyetinin kazanılması gibi evrensel boyutlar vardır. Bunun yanında anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması da eserlerine ayrı bir kuvvet katmaktadır.

Eserleri

Korkunç Yıllar (1956) , Yurdunu Kaybeden Adam (1957) , Onlar da İnsandı (1958) , Ölüm ve Korku Günleri (1962) , O Topraklar Bizimdi (1966) , Kolhozda Hayat (1966) , Dönüş (1968) , Genç Temuçin (1969) , Badem Dalına Asılı Bebekler (1970) , Üşüyen Sokak (1972), Anneme Mektuplar (1988), Benim Gibi Biri (1988), Yoldaşlar (1992), Hatıralar (1995), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996), Yansılar I (1988), Yansılar II (1990), Yansılar III (1991), Yansılar IV (1993),Yansılar V , Yansılardan Kalan, Ben ve İçimdeki Ben (1994), Haluk’un Defterinden Londra Mektupları (1996), Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998), Bay Markus’ un Kopeği, Bay John Marple’ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Regina (2000), Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001).

Kaynaklar : Cengiz Dağcı’nın Dört Romanı – İsa Kocakaplan, M.E.B. – İstanbul,1999 – bilgicik.com

 

Fakir Baykurt Yılanların Öcü Kitabı-Özeti

Türkiye’nin güzel mi güzel, yoksul mu yoksul bir köyüdür Karataş. Kara Bayram da bu köyün yoksullarından biridir. Babadan kalma tek odalı bir evde yaşar, iyi huylu karısı, üç yavrusu, bir de evinin direği anası Irazca’yla. Dertli kadındır Irazca, yaslıdır. Ama dişlidir bir o kadar da. Kendi yağlarıyla kavrulup giderlerken, bir gün huzurları kaçar. Muhtar Cımbıldak Hüsnü’nün kayırdığı Haceli evlerinin önüne ev yapmaya kalkışır çünkü. Tabii Irazca dikleşir; kızılca kıyametler kopar köyde… ve kasabada. Gelmedik kalmaz başlarına…

Fakir Baykurt, bu romanıyla, köy yerindeki küçük hesapları, bu hesapların peşinde koşan fırsatçıları, onların siyasetteki, bürokrasideki uzantılarını ve o zalimlerin ezmek, yok etmek istediği aydınlık, güzel insanları anlatıyor; kısacası yine “memleket mesele-lerine” değiniyor. Hem de, sakıncalı damgası yemek ve zamanında pek çok tartışmanın ve dolayısıyla husumetin odağı olmak pahasına…İki kez filmi çekilen, edebiyatımızın tartışmasız bir başyapıtıdır.

Yazarı Fakir Baykurt
Ülke Türkiye
Dili Türkçe
Türü Roman
Yayınevi Remzi, Adam, Literatür
Anadilinde
basım tarihi 1959, 1979, 2002, 2007
ISBN 9754184186

1. ROMANIN KONUSU

Kitap,yıllar önce bir köyde geçmiş toprak kavgasnı anlatır. Bu köyün yitik kahramanı Bayram ve onun haklı mücadelesi.

2. ROMANIN ÖZETİ

Bayram,köyünün doğru sözlü, bileği kuvvetli delikanlısıdır. Yıllarca bu köyde yaşamış,ömrünü bu topraklarda çalışmaya adamıştır. Az miktardaki toprağıyla geçinmeye,ürününün mahsülünü almak için uğraşır. Fakat birgün gelir köydeki arkadaşlarından birim olan Haceli,Bayram’ın evinin önündeki boş araziye ev yaptırmak ister. Bayram buna karşı çıkar. Köyün muhtarı bu boş arazinin satılmasına menfaati için,daha olaylar başlamadan önce karşı çıkmadığından,sürekli Haceli denilen o adama destek çıkmak zorunda kalır. İş öyle bir duruma varır ki muhtar Bayram’ı razı etmek için ayarladığı birkaç adamla dövdürtmek zorunda kalır. Buna rağmen Bayram hakkını savunur. Ve yanında her zaman ona destek çıkmış annesini bulur. Bu olaydan bir hafta sonra kaymakamın köye geleceği haberini duyan muhtar onu memnun etmek için bütün hazırlıkları yapar. Bayram’ın annesi haberi duyunca daha kaymakam gelmeden bir gün önce onun geleceği yolda,dövüldükten sonra sakat kalmış olan oğlunuda götürerek beklemeye başlar. Ve onu gördüğünde olup biten herşeyi anlatır. Kaymakam köye geldiğinde,köy muhtarı başta olmak üzere herkesi tersler. Bayram’ın evinin önüne ev yapılmaması için bir belge çıkartarak Bayram’a verir. Fakat,bu olayların şokunu üstümden atlatamayan Bayram’ın annesi delirir.

 3. ROMANIN ANA FİKRİ

İnsan sırlar içinde yaşar ve bunu farkedemez.Fakat,etrafındaki insanlara ilgi gösteren sosyal insanlar bunu keşfederler ve hayattan tat almaya başlarlar.ne şekilde olursa olsun insanların hakkını yememeliyiz. Çünkü eninde sonunda adalet yerini bulacaktır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN,ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

BAYRAM:Delikanlı,mert,cesur,sözüne güvenbilir bir delikanlıdır.
HACELİ:Pısırık,toplumun arkasına sığınan,bencil bir kişilik yapısına sahiptir.
IRAZCA ANA:Evladının sürekli yanında olan otoriter bir kişilik yapısındadır.
MUHTAR:Para düşkünü,sadece kendini düşünen bencil birisidir.
Romanda geçen olaylar insanı etkileyen olaylardır. Muhtarın haksız olmasına karşın dayakla bir işi halledebileceğine inanması gerçekten toplum için derin bir  yaradır.

5. ROMAN HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER

Kitap sade bir dille yazıldığı için anlaşılması kolay bir kitaptır.Olaylara yaklaşım tarzı diğer kitaplardan daha güzel ve daha farklıdır.Herkesin okumasını tavsiye ederim.

6. ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Fakir Baykurt 1929 doğumludur. Babası 1938,annesi 1978’de ölmüştür. Baykurt,ilkokulu Akçaköy’de bitirmiş,sonra Isparta’daki Gönen Köy Enstitüsü’ne girmiştir. Buradan 1948’de öğretmen çıkmıştır. 1959’da ortaokul öğretmeniyken MEB kararıyla,Yılanların Öcü adlı romanı bahane edilerek,öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır. O,sanata şiirle başlamıştır. Yılanların Öcü adlı romanıyla  da 1970’te TRT Roman Başarı Ödülü’nü,1971’de TDK Roman Armağanı’nı,Kara Ahmet Destanı ile 1978 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Sinemaya ve tiyatroya uyarlanan Yılanların Öcü,yabancı dillere de çevirilmiştir. Fakir Baykurt iki sene önce Almanya’da vefat etmiştir.

kaynak: edebiyatfakultesi.com

Tuna Lütfü Yukay yeni kitabını anlattı

Yazar Tuna Lütfü Yukay, yeni kitabı ’Çürük Tavşan’ı, karakterlerini ve yazma sürecini anlattı.
İhlas Haber Ajansı editörlerinden Serhat Ural, Yazar Tuna Lütfü Yukay ile yazarlık üzerine keyifli bir sohbet yaptı. Yukay, hikâyeden roman türüne geçiş sürecini “Yazmanın sihirli anlarından biridir bu, sadece başlarsınız ve kahramanınız sizi bir yerlere götürür” şeklinde anlatırken yazmanın eğlenceli tarafını da paylaştı. Ayrıca Yukay, kendine yazarlığı hedef seçen kişilere de yazarlığın sırrını verdi. İşte o söyleşi:

– YAZMAYA NASIL BAŞLADINIZ VE BU SİZDE BİR TUTKU OLMAYA NASIL BAŞLADI?
Nasıl başladım?.. Kesin bir şey söylemem söz konusu değil. Çocuktum. Sanırım şiir yazmaya çalışıyordum. Geçti. Tutku ile yazmanın kesişme noktası da burası aslında. Yani başlangıçta ne yaptığımı bilmeden yazdıklarım vardı, sonra öğrenme, kendimi tanıma aşaması geldi. Pek tabii tutku öğrenmekle başladı. Bence basit bir kural var; tanımadan, yaptığınız her neyse artık, kendinizi adayamazsınız. Öğrenme noktasındaysa dünyanın en şanslı adamlarından biriyim, çünkü iyi bir hocam var. Sizin anlayacağınız onu tanımamla birlikte iş çığırından çıktı.

– EN ÇOK HANGİ YAZARLARDAN VE NASIL ETKİLENDİNİZ?
Bu hassas bir soru. Kimileri cevabıma bakıp yan çizdiğimi düşünebilir ama şunu söylemeliyim ki iyisinden daha iyisine, okuduğum bütün yazarlardan öğrendim. İyilerinden neler yapmamam gerektiğini, daha iyilerinden neler yapmam gerektiğini… Bu öğrendiklerim doğrultusunda da kendi sesimi arıyorum. Bunu bulduğum takdirde ben, ben olabilirim. Etkilenmek işin riskli tarafı, bir başkasının dümen suyuna giriyorsunuz, bu dümen sularında oyalanıp kendi sesini duyamayan pek çok insan var, bu noktada etkilenmek kelimesi yerine öğrenmeyi tercih ediyorum. Yani girilen yolda bilinçli bir tercih söz konusu olmalı…

– ’KARIŞIK ODALAR’DAKİ HİKÂYELERİNİZİ OKUDUĞUMUZDA KAHRAMANLARINIZI TAKINTILI KARAKTERLERDEN OLUŞTURDUĞUNUZU GÖRÜYORUZ. BUNUN SEBEBİ VAR MI?
Pek tabii ki var. Kimse benim yoğurdum ekşi demiyor son zamanlarda. Oh ne ala herkes mükemmel. Ancak defolu yanlarımızı görmeyi kabul edersek onları düzeltebiliriz. Değil mi? Unuttuğumuz ya da görmek istemediğimiz yanlarımızı ortaya dökmek istedim. Hatırlamak lazım; insanız ve maalesef mükemmel değiliz.
Bu işin bir boyutu. Diğerinde eğilimlerimiz söz konusu. Yazmak isteyen bir insan olarak neyi daha iyi anlatabilir, gösterebilirim sorusu da zihnimizin bir köşesinde işlemek zorunda. Bu konuda açık yüreklilikle söyleyebilirim ki değerli hocam Ali Ural, sorunun cevabını bulmamda yol gösterdi.

– HİKÂYELERİNİZDE GENELLİKLE SÜRPRİZ SONUÇLARI TERCİH EDİYORSUNUZ. BURADAKİ AMACINIZ NEDİR?
Hikâye yahut roman hayatın içine girebildiği, insanı yakalayabildiği zaman başarılı oluyor. Şöyle düşünmek lazım; hayatın kendisi insanlar için sürpriz bir sonuç değil mi?

– YAZARLAR İLK KİTABINI ÇIKARDIKTAN SONRA İKİ AŞAMALI BİR KORKU YAŞAR GENELLİKLE. ÖNCE ÇIKAN KİTABIM BEĞENİLECEK Mİ, SONRA İKİNCİ KİTABIM NASIL OLACAK? SİZİN İÇİN BU SÜREÇ NASIL GEÇTİ? VE NELER YAPTINIZ?
Bu tarz korkular yazmaya çalışan bir insanın elini ayağını bağlıyor. Mümkün olduğu kadar bunları düşünmeden yapmak istediğiniz işe odaklanmanız gerekiyor. Pek tabii ki aynı düşüncelere kapıldım ama kaçış için güçlü bir silah var; yazmak. Başka ne yapılabilir bilmiyorum.

– ’KARIŞIK ODALAR’ BİR HİKÂYE KİTABIYDI. İKİNCİ KİTABINIZ OLAN ’ÇÜRÜK TAVŞAN’DA İSE ROMAN TÜRÜNÜ TERCİH ETTİĞİNİZ GÖRÜLÜYOR. SİZİN HİKÂYEDEN ROMAN TÜRÜNE GEÇİŞ YAPMANIZIN SEBEPLERİ NELERDİR?
Bunun bir tercih olduğunu söyleyemem. Sadece süreç böyle gelişti. Yazmanın sihirli anlarından biridir bu, sadece başlarsınız ve kahramanınız yahut olaylar sizi bir yerlere götürür.

– İLK HİKÂYE KİTABINIZA BAKIP ROMANINIZLA KIYASLADIĞIMIZDA DİL KONUSUNDA BİR DEĞİŞİM YAŞANDIĞINI GÖRÜYORUZ. BUNU NASIL AÇIKLIYORSUNUZ?
Basit; gelişim süreci. Eminim, eğer yapabilirsem bir sonraki eserlerin dilleri de değişik olacak. Aynı kalmıyoruz ki. Her gün farklı şeyler görüp duyuyoruz ve bir önceki günden farklı bir insan oluyoruz. Yazdıklarımız neden aynı kalsın? Öyle ya; hangi işle uğraşırsanız uğraşın hep aynı şeyi yaparsanız bir süre sonra sıkılmaya başlarsınız. Rutin, öldürür! Yenilenmek, gelişmek lazım.

– ÇÜRÜK TAVŞAN ROMANININ KAHRAMANI BEHÇET SIRADAN BİR İNSAN OLMASINA RAĞMEN KİTAPTA CİDDİ SORGULAMALAR VAR. MESELA KADER, ZAMAN KAVRAMI, İNSANIN DEĞİŞİP DEĞİŞEMEYECEĞİ, TOPLUM İÇİNDEKİ YERİMİZ, SİSTEM VB. GİBİ KONULAR… BURADA YAZAR NEYİ AMAÇLADI?
Bu da insanı aramakla alakalı bir durum aslında. Şuna inanıyorum ki; her insan hayatının belli dönemlerinde bu sorgulamalara giriyor. Kimisi düşünüp pes ediyor kimisi kafaya takıp sorgulamaya devam ediyor. Ama muhakkak bir şekilde düşünüyor. Bunun için felsefeci ya da ne bileyim, düşünür, yazar vs. olmalarına gerek yok. İnsan tabiatı bu; hiçbirimiz sıradan değiliz ve sorguluyoruz. Bunu yaptığı için sevgili Behçet, plastik bir insan olmaktan çıkıyor. Gerçek, kanlı canlı bir insan. Seveni, sevmeyeni olan bir karakter. Tıpkı bizler gibi.

– YALIN VE SADE BİR DİL KULLANMAYI TERCİH ETMİŞSİNİZ. BU SAYEDE NİTELİKLİ OKUYUCU İLE NASIL BİR BAĞ KURACAĞINIZI DÜŞÜNDÜNÜZ?
Zor bir soru bu. İşin en hassas tarafı. Öncelikle, hayatın içinden bir insanı anlatıyorsanız ona yarım sayfalık süslü cümleler kurduramazsınız, inandırıcılığını kaybeder. Bunun için yalın bir dil lazım. Burada devreye “Peki derinlik ne olacak?” sorusu giriyor. İlginçtir, derinlik için kapalı cümleler gerekiyormuş gibi bir algı var. İşte bunu kırmak, benim için yazmanın en eğlenceli tarafı. Katmanlar. Yazarken yapmak istediğim; akıcılığı kaybetmeden ikinci ve hatta üçüncü bir katman oluşturabilmek. İşin sakat tarafı okuyucu akıcılığa kendini kaptırdığında yani sadece romanın üst akışına girdiğinde diğer katmanlardan habersiz oluyor. Burada da nitelikli okuyucu devreye giriyor. Onlar ellerine aldıkları kitabın bir amacı olduğunu bilir ve bu sayede yazarla bir fikir münakaşasına kaptırır kendini. Pek tabii bu münakaşada yazar bir adım öndedir her zaman. İşte bunun için nitelikli okuyucu eseri iki hatta üç kere okuması gerektiğini bilir. Peki herkes bunu yapmak zorunda mı? Hayır, değil. Kimisi de okuduklarıyla eğlenmek, zihnini boşaltmak isteyebilir. İş odur ki; katman oluşturabilirseniz, her tür okuyucuya hitap edebilirsiniz. Bu yazıyı okuyan sevgili dostlarımın içinde “Peki ama nasıl, katman oluşturabiliriz?” diye soranlar olacaktır. Pek çok yol denenebilir ama onlara somut bir örnek verebilmek için; post modern anlatının size verdiklerinden faydalanıp katman oluşturabilirsiniz, diyebilirim.

– HİKÂYE VE ROMANDAN SONRA BİR ŞİİR KİTABI DA YAZMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
Tabii ki hayır. Ama bu demek değildir ki şiirden uzak duruyorum. Unutmamalı ki şiir sanatın zirvesidir. Şiir yoksa, hikâye yok, resim, heykel, müzik kısaca sanat adına hiçbir şey yok! Bu söyleyeceğim beni üzmüyor değil ama yapacağım iş şiir yazmak değil, şiirden faydalanmaktır.

– KENDİNE YAZARLIĞI HEDEF SEÇEN KİŞİLERE ÖNERİLERİNİZ NELERDİR?
Çalışacaklar, başaramayacaklar, çalışacaklar, olur gibi olacak, çalışacaklar, olacak ve ben oldum demeden çalışmaya devam edecekler. İşin sırrı bu: Sebat! Bu arada tavsiyem kendilerine iyi edebiyat arkadaşları bulmaları olacak. Çünkü süreç öyle zorlu, öyle yıpratıcı ki insan her an pes edebilir. İşte bu anlarda, yani pes etmenin bir seçenek gibi görüldüğü anlarda kendilerine destek verip yol gösterebilecek arkadaşlara ihtiyaçları olacak. Bu hocaları da olabilir. Yeter ki yanlarında işi bilen birileri olsun. Ne yazık ki bu yol öyle tek başına aşılacak bir yol değil.

– SIRADA HANGİ ÇALIŞMALAR VAR? BİZİ NE GİBİ SÜRPRİZLER BELİYOR?
Bir şey söyleyemem. Beni hangi sürprizler bekliyorsa sizi de onlar bekliyor.
(İHA)

Ahmet Ümit cezaevinde

Ünlü yazar Ahmet Ümit, Gaziantep 1. Uluslararası Kitap Festivali kapsamında Gaziantep H Tipi Cezaevinde düzenlenen ‘Kitap ve özgürlük’ adlı söyleşide mahkumlarla bir araya geldi.
Gaziantep H Tipi Kapalı Cezaevi’nde düzenlenen söyleşiye Cumhuriyet Savcısı Tuncay Yılmaz, hakim Orhan Gazi Ertekin, H Tipi Cezaevi Müdürü Hasan Öz, yazar Ahmet Ümit, yazar-oyuncu Ayhan Bozkurt, Sahan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Tekin Öztan, personel ve mahkumlar katıldı. Söyleşide mahkumlarla sohbet eden yazar Ahmet Ümit, yazar olmaya karar verdiği süreci anlattı. Kitaplarından bahseden ünlü yazar Ümit, kitabın önemine değinerek, “Buradaki konuşmam benim için çok anmalı ve değerli bir konuşma. Çünkü yazdığımız bütün romanlar, edebiyat biraz daha genişletirsek sanat kaybedenlerin yanında olmaktır. Çünkü insanlarda empati duygusu uyandırmak gerekiyor. Sanatın bir işlevi veya görevi varsa biz buna empati duygusunu uyandırmak diyoruz. Empati duygusu nasıl oluyor? Okuduğumuz romandaki karakterler kişilikler bir süre sonra bizi o kadar etkiliyor ki biz kendimizi o karakterlerin yerine koyuyoruz. Onlarla birlikte yaşamaya başlıyoruz. Onların çektiği acıları yada yaşadıkları mutluluğu bizde yaşıyoruz. Bu bizi ne yapıyor? Hapishane de olabiliriz, fabrikada işçi olabiliriz, bir siyasi yönetici olabiliriz ve bizi olduğumuz yerden ve yaşamdan kurtararak bizi bütün bir insanlık haline getiriyor. Evrensel insana dönüştürüyor. Nerede olursak olalım. Çünkü sonuçta hepimiz farklı ruh hallerimiz olsa bile evrensel bir insanlığın temsilcisiyiz. Hepimizin ruhunda aynı duygular var, kıskançlıklarımız, öfkelerimiz, iyilik veya fedakarlıklarımız üç aşağı beş yukarı hepsi aynıdır. Dolayısıyla bur romanı okuduğunuz da o romandaki karakterle özdeşleşmemiz çok kolay” diye konuştu.

ANISINI PAYLAŞTI
Kitaplarından bahseden ünlü yazar Ümit, bir cezaevinde katıldığı söyleşideki anısını anlatarak, “Üsküdar’da bir cezaevine yine söyleşi için gitmiştim. Benim Beyoğlu rapsodisi kitabımı okuyan bir kadın mahkum söz alarak konuştu. Bana dedi ki ‘Ahmet bey size çok teşekkür ediyorum’. Neden dedim ben de. O da ’Ben 16 yıldır cezaevinde bulunuyorum. Bu süreçte dışarıyı sadece cezaevi aracının tel örgüleri arasında görüyordum. Sizin kitabınızı okumaya başladım ve 3 gün beni buradan kurtardınız. 3 gün duvarlar yoktu, buradaki hayat bitti ben Beyoğlu’na gittim. 3 gün o kitaptaki kahramanlarınızla birlikte Beyoğlu’nun sokaklarını dolaştım. Oradaki eğlencelere ve oradaki macerayı bire bir yaşadım sanki’ dedi. İşte ben yazarlık hayatım boyunca duyduğum en mükemmel sözlerdi. Bir mahkuma daha doğrusu mahkum sözünü kaldırıyorum bir insana bu duyguyu veriyor olmak, 3 günlüğüne de olsa ona özgürlüğünü hissettiriyor olmak, bence bir yazarın bundan daha güzel bir mutluluğu olamaz diye düşünüyorum” dedi.
Yazar Ümit’in konuşmasının ardından söz alan mahkumlar kitaplar hakkında ünlü yazara sorular sordu. Kitaplar hakkında fikirlerini anlatan mahkumlar ünlü yazara söyleşiye katılarak cezaevine geldiği için teşekkür etti.
(İHA)

Nihat Doğan Memleketimin Koyunları Kitabı, Konusu

Türkücü Nihat Doğan’ın kitabı memleketimin koyunları Nisan ayı sonunda çıkacak..

Şarkıcı Nihat Doğan kitap yazdı! Twitter üzerinden “Memleketimin koyunları” adlı kitabın fotoğrafını yayınlayan Doğan, altına “Bu ay sonu tum kitapcilarda İnsAllah” notunu düştü.

nihat-dogan

Hamilelikte okunacak kitaplar, kitap tavsiyeleri

Hamilelik öncesi ve sonrası okuyabileceğimiz kitaplar, Hamilelikte ve Doğuma Hazırlanırken ayrıca Bebek Bakımı hakkında Okuyabileceğiniz Kitaplar…

Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakımı….Ayşe ÖNER
Hypnobirthing Mongan Yöntemi………Marie F. MONGAN
İçgüdüsel Doğum….Pam ENGLAND
Hamilelik, Doğum Ve Bebek…Penny SİMKİN
Doğal Doğuma Doğru …Şebnem Susam SARAJEVA
Sezerayan….Micheal ODENT
Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler ?….Heidi Murkoff
Hamilelik Rehberi 9 ay 10 gün….Kaan Kocatepe..
Doğmamış Bebeğin Gizli Yaşamı….Dr.Tahomas Verny
Filozof Bebek…Alison GOPNİK
Nefes Alma Sanatı…Mustafa KARTAL
Emzirme Sanatı…La Leche League
Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler…..Heidi E.MURKOF
Farkındalığın Mucizesi…Thich Nhat Hanh
Bebek masajı…Alan HEATH.
Ayrıca aylık Bebek dergileri, Anatomi ve Doğum Atlasları …

daha fazlası için burayı ziyaret edebilirsiniz..

Başbakan’ın okuduğu son kitap Ruhlar Kuyusu/Gerçeklik Teorisi-Turgay Güler

Ruhlar kuyusu kitap özeti konusu, başbakanın okuduğu son kitap nedir kitabın adı konusu yazarı  ruhlar kuyusu kitabı konusu ne anlatıyor özeti fiyatı yazarı içeriği ve daha fazlası sayfamızda.

Ruhlar Kuyusu – Gerçeklik Teorisi – Bir Turgay Güler Roman “Sıradışı Üçleme”nin 3. Kitabı – 2014

Okurları tarafından aylardır beklenen, Usta gazeteci Turgay Güler tarafından kaleme alınan sıra dışı üçlemenin son kitabı Ruhlear Kuyusu Mart 2014te okurlarıyla buluşuyor. Mayıs 2013te raflarda yerini alan serinin 2.kitabı Sır Küpü ile onbinlerce okura ulaşan haftalarca çok satanlar listesindeki yerini koruyan sıra dışı üçlemenin son kitabı yine kitap listelerini alt üst edecek.

Kasım 2013te yayınlanması planlanan Ruhlar Kuyusu, ülke gündeminde yaşanan sıra dışı gelişmeler sonucunda Mart 2014de ertelenmişti. Ülke Tv kanalında yaptığı programlar ile hatırı sayılır bir hayran kitlesi bulunan Turgay Güler, bu kitabında ki ön görüleriyle yine gündemi saracak.
(Tanıtım Bülteninden)

image

Nermin Bezmen Kurt Seyt ve Shura Kitabı

2013 Kurt Seyt & Shura kitabı 

Nermin Bezmen
PMR Yayınları;
İstanbul, 1999, 13.5 x 19.5 cm., 444 sayfa, Türkçe.
ISBN No: 9759535858

Edebiyat dünyasına “Uyandıran Aşk” isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul’a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892’nin Yalta’sından St. Petersburg’un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul’a, 1920’lerin Pera’sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız. Kurt Seyt: Mirza Eminof’un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu.

Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola’nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal’in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı. Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit’in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar. Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, “Kurt Seyt ve Shura.” (Arka Kapak)

Cesur bir girişim. Herkes cesaret edemez. XIX. yüzyıl anlatımı ile, Tolstoy, Balzac, Zola tarzında yazılmış. Dönemini iyi bir klasik roman mimarisi ile çok iyi anlatıyor. `Klasik Roman` budur.
-Attilla İlhan-

… Eğer bu belgesel ayrıntılar olmasaydı, ortaya daha `yoğun duygusallıkta` bir `aşk romanı` çıkardı diyenler, bu ilginç çalışmanın özünü yok ederler. Sayısız karakterleri, ince ayrıntıları, sinematografik mekan değişimleri ile `Mufassal` bir dramatik olarak tanımlanabilir bu kitap…
-Jak Deleon-

Yazar, diaspora acıları çeken tüm insanların evrensel hüznünü temsil ediyor.
Yaşar Aksoy-

1890`ların Rusya`sından 1920`lerin Türkiye`sine uzanan bir dönemi anlatan Kurt Seyt & Shura`da sadece aşk değil, o günlerin Rusya`sı ve Türkiye`si de var… Hatta daha fazlası var. Günümüz Rusya`sı bunca hızla değişirken dünün Rusya7sını kim merak etmez ki? Ve de dünün İstanbul`unu…
-Hıncal Uluç-

Nermin Bezmen nermin

Antalya’da doğan Bezmen; babasının görevi nedeniyle, Türkiye’nin çeşitli illerinde büyüdü. Maçka İlkokulu’nda okuduktan sonra, Atatürk Kız Lisesi’ne gitti. Son sınıfta Amerika’dan burs kazandı. Amerika dönüşü, İstanbul Üniversitesi Sultanahmet Sevk ve İdarecilik Yüksek Okulu’na gitti. Mezun oldu (1974). Hayatının dönüm noktası olduğunu söylediği olay, (üniversite birinci sınıfta) sonradan eşi olan Pamir Bezmen’in yanında çalışmasıyla başladı. 1975 yılında Pamir Bezmen’le evlendi. İki çocuğu oldu. Şiir, resim ve Türk süsleme sanatları ile ilgilendi. Süheyl Ünver’den; Türk süsleme sanatları dersi aldı.

Yazarın diğer kitapları

Sırça Tuzak
Kırk Kırık Küp
Gönderilmeyen Aşk
Bizim Gizli Bahçemizden
Sırça Tuzak
Kırk Kırık Küp
Bir Gece Yolculuğu
Türkuaz’a Dönüş
Kurt Seyt & Murka
Sır

Sıcak Ayaz Kitabı Sevgiliye Aşk Sevgi Sözleri Mesajları

14 Şubat Sevgililer günü yaklaşırken sizin için mükemmel aşk sözleri sevgi cümleleri içeren bir kitap tavsiye ediyoruz. Serkan Özel’den..

  • Aynaya baktığımda değil, senin gözlerine baktığımda görmek istiyorum mutluluğun üzerime yakıştığını.
  • Korkma; seni değil sevmenin kötü bir şey olduğunu hatırlıyorum aklıma her geldiğinde.
  • Ne zaman biri için savaşsa yüreğim, hep olağanüstü mutsuzluk ilan edildi.
  • Biliyorum, geriye kalan mutluluk da sensin, geride kalan mutlulukta.
  • Meğer yalnızlık senden başkasına alışmak değil, sende bir başkasına alışmakmış.
  • ”Gözlerin!” diyorum gözlerin, bildiğim en büyük yalanın yemini gibiydiler.
  • Bir hayattı işte… Yaşamak için sevdiğim,sevdiğim için yaşayamadığım.
  • Baktın olmadı; saat kaç olursa olsun ara, beraber unuturuz beni.
  • Ben aşk için senin altını çizerken, sen bir başkası için benim üstümü çizdin.
  • Adamlığın kişilik testidir aşk.
  • Ellerimi tutacaksan yaşamayı bırakabilirim.
  • Yüreğin çok kalabalıktı, ses etmedim.
  • Artık geceler böyle. Aşkı sana bırakıyor, sensizliği seçiyorum.
  • Sen sandın ki aşk; yanağımdaki damlalar. Oysa yüreğimde göremediğin ne okyanuslar var.
  • Sevmek; mesafeleri de yenmektir.
  • Omzunun suçu yok, ben yanlış kişiye dayanmışım…
  • Ben sana ölümün kıyısında yaşama tutunmuş bir hayattan geliyorum
  • Haddim değildi küçük yüreğini kocaman sevmek ve ne haddimeydi ki küçük yüreğinden kocaman sevgi beklemek..
  • Bir yabancı gibisin artık. Sadece aşk’a giden yolda rastlaşım yüreğimden kaldırmanı bekliyorum. Bilirim yolun düşmez buralara..

s1

 

Onur Aydın’ın Yağmur Kıyamet Çiçeği kitabı

2014 kazım koyunu anısına filmin uyarlanacağı kitap Yağmur Kıyamet Çiçeği

Yazar  : Onur Aydın
Yayınevi :  Truva Yayınları

Konusu: Tarihin en büyük felaketlerinden biri; Çernobil Faciası! Çernobil’in kahramanları ve kurbanları… Destansı bir aşk hikâyesi… Trabzonspor ve unutulmaz bir futbol sezonu 1996… Ve Kazım Koyuncu… Farklı yaşamlar, ortak kader, tek bir öykü… Aşk, fedakârlık, acılar, mutluluklar, umutlar ve ölümler… Etkisinden uzun süre kurtulunamayacak bir kitap… Ölümü yavaş yavaş içlerine çekmeye başlamışlardı. Azrail, toz bulutu ile kamufle olmuş, ağır çekim bir ölümü enjekte etmek üzere içlerine sızmıştı. Amirin gözlerinin içine kararlılıkla baktı Viktor. “Burada, ülkesini ve çocuklarını sevmeyen hiç kimse yok!” Kazım konuşmaya başladığında bakışlardaki dikkat keskinleşmişti. “Bu ülkede yaşayan herkes için söylüyorum bunu. Bizim birbirimizi kabul etmemiz için, birbirimize benzememize gerek yok. Aynı dili konuşmamıza da gerek yok. Biz, biz olduğumuz için birbirimizi kabul edebiliriz” Hırsını alamıyor, Elena’yı bulamıyor ve hiçbirine güç yetiremiyordu. Sıktığı yumruğunu dişleriyle deler gibi ısırmaya başladı. Gözünden yaş değil, aşk ve gurur akıyordu.

Onur Aydın’ın ‘Yağmur-Kıyamet Çiçeği’ kitabından aynı isimle, yine Onur Aydın tarafından beyazperdeye aktarılacak olan filmin oyuncu kadrosu da belli oldu. Flim hakkında detaylı bilgi için tıklayınız..

Emre Dorman Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu Kitabı

 Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu Kitabı Emre Dorman

Yazar: Emre Dorman
Yayınevi: Nesil Yayınları

İnsanlar, yaşamları içinde pek çok şeye değer biçerler. Bir dine, bir gruba, siyasi bir partiye ya da bir futbol takımına bağlanmak şeklinde ortaya çıkar söz konusu bu değer. Ancak zamanla insanlar, değerleri ile yaşamları arasında tezat oluşturacak şeyler ile karşılaşırlar. Genellikle de, yapmak istedikleri şeylerin yanlış olmasını istemezler. Bu yüzden ya gerçeklerle yüzleşmekten kaçar ya da bu gerçeğe karşı koymaya çalışırlar.

Kendini kandırma, işte bu aşamada devreye girer. Allaha ve dine inandığını söyleyen, ancak inancının gereklerini yerine getirmede zorlanan kişi, bir çelişki içindedir. İnsan çelişkilerle yaşayamayacağı için de, kendince bahaneler üretir ve sıraladığı bu bahanelerin ardına gizlenir. Dini konularda kendini kandırmak üzere üretilen bu bahanelerin zararı ise, başkasına değil, bizzat bu bahaneyi üreten kişinin kendisinedir…

Elinizdeki kitap, insanların dinî konularda kendilerini kandırmak üzere ürettiği, birçoğu birbiriyle de çelişkili bu bahane ve gerekçeleri irdeliyor. Ve, âyetlerden süzülmüş duru bir bakış açısıyla bizi berrak, çelişkisiz bir düşünce ve yaşayışa çağırıyor…

(Tanıtım Bülteninden)

Tuna Kiremitçi – Bu İşte Bir Yalnızlık Var Kitabı

Bu İşte Bir Yalnızlık Var

Bu İşte Bir Yalnızlık Var
Tuna Kiremitçi
Doğan Kitap

Yanlış bir aşk, terk edilmişliğin hüznü, müziğin eşlik ettiği hayaller, parasızlıkla sarsılan hayatlar ve bitmeyen mutluluk arayışları… İlk romanı Git Kendini Çok Sevdirmeden’le büyük beğeni toplayan Tuna Kiremitçi, bu sefer bir müzisyenin dünyasını anlatıyor. Memet Olcay’ın gücünü ve zayıflığını, pazar günleri buluştuğu kızıyla yeniden keşfettiği İstanbul’u, ortadan kaybolan arkadaşını ararken bulduğu aşkı ve yaptığı o ilk besteyi… Romanın bir tarafında bütün endamıyla hayat duruyor; öteki tarafında da elinde çalgısıyla tek başına bir adam.
(Arka Kapak)

Türkçe
197 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 20 cm
İstanbul, 2011, 6. Basım
ISBN : 9789759918019

Grinin 50 Tonu Kitabı Film mi Oluyor?

Cinsel fantezilerin konu alındığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran kitabın filmi için çekimler başladı. “Grinin 50 Tonu” isimli kitaptan uyarlanan filmin, romantik öpüşme sahneleri basına sızdı.
Anastasia Steel karakterine hayat veren Dakota Johnson ile Christian Grey’i canlandıran Jamie Dornan Kanada’nın başkenti Vancouver’da kamera karşısına geçti.
Romanın iki ana karakteri Steel ve Grey’in öpüşme sahnelerinin daha ateşli olması bekleniyordu. Ancak ortaya çıkan karelerde daha romantik ve masum bir öpüşme sahnesi olduğu ortaya çıktı.
Filmin yakışıklı erkek oyuncusu Dorman’ın yakışıklılığı ve “Grey” karakterinin gerektirdiği cool tavırlarla genç kızların kalbini fethetmesi bekleniyor.
E.L. James’in çok satanlar listesinden inmeyen aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Sam Taylor-Johnson üstleniyor.
13 Şubat 2015’te vizyona girmesi planlanan filmin konusu ise şöyle;

Bir edebiyat öğrencisi olan güzel Anastasia Steele, çekici bir iş adamı olan Christian Grey ile bir röportaj gerçekleştirir. Görüşmeye gittiğinde karşısında, tavırları ve çekiciliği ile baş döndüren bir adam bulur. Aşk ve ilişkiye biraz mesafeli duran Anastasia, bu zengin ve yakışıklı adamın cazibesine karşı koyamaz ve kendisini çekimine bırakır. Fakat hayatta her şeye karşı doyum noktasına ulaşmış olan Grey’in ilişki ve seks söz konusu olunca kimsenin bilmediği gizli sırları vardır. Genç kız karşısındaki adamla şehvetin bilmediği yollarına da sapacak mıdır?

Sahi;Nazım Hikmet kimdi?

Merhaba değerli muhabbetim com.  ailesi ve takipçeleri…

Bu akşamdan başlamak üzere belirli aralıklarla adminimizin de izniyle 😀 sizlere   kişisel gelişimimize ve hayata bakışımıza yönveren ve yönvermeye devam eden düşünce adamlarını yani yazarları ve onların kitaplarını tanıtmaya çalışacağım.

Bugün ilk günümüz olduğundan Türk  dünyasının belkide en meşhur olmuş ve hayatının büyük bir bölümünü cezaevlerinde geçirmiş bir şairimizi onu tamda anlattıgını düşündüğüm bir hikaye eşliğinde anlatacağım.

Aziz Nesin’in de bahsini ettiği üzre dünyanın en iyi tanıdığı 3 Türkten biridir Nazım Hikmet…

 

Ve Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde tutsaklık günleri…

 

Saksılarda hala tek tük karanfil bulunsa da  Ovada güz nadasları yapıldı çoktan  Tohum saçılıyor.  Ve zeytinler devşirilmekte.  Bir yandan kışa girilmekte,  Bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.  Bense hasretinle dolu  Ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü  Yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da.

 

Anadolu’nun bir çok yöresinden kopup gelmiş koğuş arkadaşlarını okumaya,  yazmaya, düşünmeye yönlendiren, resimler yapan, dergi ve gazetelere  makaleler yazarak, evine para gönderen Nazım, aynı zamanda cezaevi  yönetimine de yardım etmektedir.  Bir gün cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.   Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:  – Nazım da buradaymış ha, çağır da görelim şunu, nasıl biridir? der.  Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulmuş olan müfettiş, Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve  – Demek Nazım sizsiniz, der. Fakat oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası,   – Gidebilirsiniz, der.  Nazım tam kapıdan çıkacakken durur ve müfettişe:  – Siz, Ömer Hayyam adını hiç duydunuz mu? diye sorar.   Müfettiş hemen atılır:  – Canım kim bilmez ki Hayyam’ı?  Nazım:  – Peki, Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar.   Müfettiş şaşırır.   Nazım konuşmasını sürdürür,   – Görüyorsunuz ki sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsayamadınız.   Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak, der ve çıkar gider.  Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım, koğuşunun yolunu çoktan tutmuştur bile…

 

Dün O’nu vatan haini ilan edenler, günümüzde siyasi çıkarları uğruna  yasalar düzenleyip, sahip çıkarak meydanlarda şiirlerini okumakta,  broşürlerde O’nun ceza evlerinde ”memleket sevgisi ile nakış nakış  işlediği” şiirlerini kullanmaktadır. Ne yaman çelişki, öyle değil mi?

 

Bir ülkede şairlerin dizeleri, daha güçlüdür o ülkenin milletvekillerinin yürürlüğe koyduğu yasalardan…  Daha güçlüdür gezden, gözden, arpacıktan…  Tüfek omza’dan, kıt’a dur’dan;  Gayri safi milli hasıladan, kanun hükmünde kararnamelerden…  ”Bir insanı sevmekle başlar her şey…”  Ve düzelirse, şiirle düzelir dünya…  Aşkla… Dostlukla… Işıkla… Umutla…  Bir beton kaldırımın çatlağından fışkıran çiçekte…  Bir sarmaşık gibi sarmalı evreni   Akmalı sonsuzluğa…  Kutsal türküsü aydınlığın  Çoğala çoğala…

 

Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi???

Aynur Tümen Aşk Kodları Kitabı / 2013

13804803202013 Aynur Tümen Aşk Kodları Kitabı konusu kısa özeti kitapta neler var, aynur tümen kimdir biyografisi hayatı nerede yazıyor köşe yazıları,  Aynur Tümen Aşk Kodları Kitabı yayınevi basım yılı kitap sayfa sayısı..

Kategorisi : Kişisel Gelişim, Aşk & Evlilik, Kadın & Erkek İlişkileri
Yazar : Aynur Tümen
Yayınevi : Goa Basım Yayın
Kitap Adı : Aşk Kodları
ISBN : 9786055097059
Basım Yılı : 2013
Sayfa / Baskı : Türkçe — 200 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm

Ve belli ki günümüzdeki günlerde, özellikle de TV’deki sabah programlarında çok ama çok konuşulacak. Aynur Tümen’in özellikle de akıcı konuşmasıyla ekranda neler anlatacağını merakla beklemekteyiz.

“Neden beni sevdin?” âşıkların sevgiliye sorduğu en can alıcı sorudur. En az bir kez bu soruyu işitmiş ya da en az bir kez bu soruyu sormuşuzdur. Peki, yanıt nedir? Gerçekten, neden, nasıl, niçin âşık olduğumuzu biliyor muyuz? Âşık olacağınız kişinin kim olacağı, yaşayacağınız ilişkinin nasıl olacağı çocukluğunuzda gördüğünüz, duyduğunuz, kısaca tanık olduğunuz olaylar, anne-babanız, içine doğduğunuz ülke ile şekillenir. Hepimiz yaşadıklarımızla zihnimizin en derin köşesine bir çapa atarız; kişilik gelişimciler bu işleme kodlama diyor. Bilmeden oluşturduğumuz bu kodlar, aşk hayatımızı cennet yaparken, cehenneme de çevirebilir. Aşkta kocaman daireler çizip bir yol alamıyorsanız, hep aynı şeyler başınıza geliyorsa bilin ki bu edindiğiniz olumsuz kodlar yüzündendir. Bu kitabı okurken, geçmişte ya da şu anda yaşamakta olduğunuz ilişkinizi gözden geçirebilir ve birçok soruya kolayca yanıt bulabilirsiniz. Aşk hepimizin tatlı belası! Ama aşkın sırlarını anlarsak, bize ne dediğini anlayabilir, onunla uzlaşabilir ve mutluluğu yakalayabiliriz.

Kitapta neler var?

Peki kitapta neler var?..
Öyle “kodlar” var ki!..
İşte kitaptan “ara başlıkla-kodların isimleri”:
“Aşk Meşk Boş işlerdir kodu!..”
“Saplantılı aşk”
“Yasak aşkın ömrü”
“Aşkın günleri”
“Evlenmek istemeyen sevgili”
“Arkadaşlarınız sevgilinizi sevmiyorsa”
“Evliliğin ömrü kodu”
“Çocuk sahibi olduktan sonra aşk”
“Neden aşkta hep aynı şeyi yaşıyorum”
“Leyla ile Mecnun kodu”
Bunlar kitaptan sadece birkaç ara başlık!”…
Kitap okumaya başlar başlamaz bir çırpıda bitiyor!..
Ama biz esas Aynur Tümen’in bu konuda ekranda canlı canlı yapacağı yorumları merakla bekliyoruz.
Acaba sizin “kod”unuz hangisi?.

Aynur Tümen Kimdir?aynur-tumen

1972 İstanbul doğumlu olan Aynur Tümen, çocukluğundan bu yana metafizik, bilişsel terapi, davranış bilimleri, dinler tarihi, felsefe, tasavvuf ve psikolojiye olan merakı nedeniyle  zamanının büyük bölümünü insan ve insan davranışları zihin programlama,şifa enerjileri ve kuantum üzerine aldığı eğitimleri hayatında deneyimleyere , başkalarına nasıl faydalı olabilirim,hayatlarında nasıl fark yaratabilirim düşüncesi onu Koçluk sistemi adı altında birleştirdiği birikimleriyle kendi butik seanslarını oluşturduğu geniş bir alanda çalışmaya  ve hizmet vermeye yöneltti. Kişisel gelişim, kariyer, politikacı, yönetici, belediyeler, kurumlar, ilişkiler, öğrenci, ebeveyn, engelli, sporcu, otizmli, bağımlı, hasta, yaşlı, şiddete maruz kalan kadınlardan oluşan geniş bir yelpazeyle çalışmaktadır.

Yurt dışına ve şehir dışına danışmanlık ve koçluk seansları için gitmektedir.  Bir çok  tv kanalına konuk danışman ve koç olarak katılmış, çeşitli gazete ve dergilerde dönem dönem köşe yazarlığı yapmıştır. Sosyal projelerde gönüllü yer almıştır. Üniversitelerde  seminerler  vermiştir. İlgi alanına giren Feng shuı  felsefesini koçluk eğitimleriyle birleştirmiş Feng  Shuı koçluğunu oluşturmuştur ,danışmanlık olarak hizmete sunmuştur. İlk kitabı ‘Aynur Tümen’ işe başlamasını anlatan ve çalışmalarından örnekler verdiği kartvizit niteliğinde bir kitaptır. 2.Kitabı ‘AŞK KODLARI’  yaşam dizisinin 3 leme olacak ilk kitabıdır. Bu kitapta aşk ile ilgili bilinçaltı çalışmaları ve gözlemlerini araştırmalarını sizlere aktarmaktadır.

Tuncel Kurtiz’in Bölük Pörçük Kitabı

adsızTuncel Kurtiz Bölük Pörçük Kitabı kısa özeti içeriği fiyatı yayınevi dili..

Bölük Pörçük / Tuncel Kurtiz
Boyut Yayın Grubu / Araştırma Dizisi

Sayfa Sayısı: 216
Baskı Yılı: 2004
Dili: Türkçe
Yayınevi: Boyut Yayıncılık

Kasım 88. Kasım’ın son haftası. Yandı kafamın son tahtası. Sabahtır, pazardır. Yani aslında bizim sokağın pazarı dündü. Cumartesi yani. Öğlen üstündeyiz. Kahve içilmiştir. Ozburn İspanyol. Porto şarabından yapılıyor. Bir cigara yakalım. Brandy güzel. bir tadı var, çikolata. Bir cigara yakalım. Burası bizim çadır. Savini Platz civarında. Yani “Berlin şehrinin orta yeri sinema, garipliğim mahzunluğum duyurmayın ölmüş anama.” bir cigara yak Tuncel. Biliyor musun benim üç ismim var. TT Kurtiz. Ortadaki T aslında Tayanç. Ben bugünlerde bir T daha koyuyorum. TTT Kurtiz. Ko bi daha. T mi arıyorum bugünlerde Goethe sokağında aşağı yukarı. Sabaha karşı karşısında sabahın, karşıda bir büyük avluya girersin. Karşılarda bir siluet olarak eski sinagog ve dikeyine çatılar. Yağmur yağmuş. Savaş sonu. Kadınlar yüzlerini beyaz çamura bulamışlar. Binlerce yıl öncesinin Rüfai ritmi içinde dövünmekte, şerha şerha yaralar açılmakta sırtlarında, kırmızı çiçekler gibi gözyaşları nehir gibi akmakta, kızıl kanlara karışmakta, bir gökyüzü çekilir üstlerine, asma dalları salkımlarla donanmış, kehribar, altında ölü bir adam, çırılçıplak, üç kadın, heykel gibi cesedi açmakta, yüreği, bağırsakları ve burnundan beyni çıkarmakta, mumyalama, üretime dönüş, mavi gökyüzü, sarı sıcak güneş, dibekler, elekler, ziller, kağnılar, rütüel.

28 Eylül 2013 Turgut Özakman Cenaze Töreni – Ne zaman Nereden Kalkacak? – Şu Çılgın Türkler’in Ünlü Yazarı Hayatını Kaybetti

28.09.2013, Turgut Özakman’ın ölümü 28 eylül 2013, Turgut Özakman neden öldü, Turgut Özakman kimdir, Turgut Özakman hayatını kaybetti, Turgut Özakman haberleri 28 eylül 2013, Turgut Özakman cenaze töreni ne zaman nerede, Turgut Özakman kitapları, Şu Çılgın Türkler Turgut Özakman, Turgut Özakman hayatı biyografisi

TURGUT ÖZAKMAN CENAZE TÖRENİ

Yazar Turgut Özakman Ankara‘daki evinde hayatını kaybetti. ‘Şu Çılgın Türkler’ adlı ropmanın yazarı Özakman uzun zamandan beri tedavi görüyordu.Güven Hastanesinden yapılan açıklamada, 14 Eylül tarihinden itibaren tedavi gören Özakman’ın koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği sebebiyle bugün saat 11.40’ta vefat ettiği bildirildi.

Özakman’ın cenaze namazı Pazartesi günü öğlen namazını müteakip Ankara Kocatepe Camii’nde kılınacak. Cenaze namazı ile törene, çok sayıda vatandaşın katılması bekleniyor. Özakman’ın naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

TURGUT ÖZAKMAN KİMDİR?

Turgut Özakman Bürokrat, Türk yazar, Avukat. 1 Eylül 1930 tarihinde Ankara’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosu’na dramaturg olarak girdi. TRT’de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve 1983 – 1987 yılları arasında Genel Müdürlük yaptı. 1988-1994 yılları arasında Radyo-Televizyon Yüksek Kurulu’nda üyelik ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde kadrolu öğretim görevlisi olarak çalıştı ve Dramatik Yazarlık dersleri verdi. 28 Eylül 1998’de, üstün hizmetleri nedeniyle Anadolu Üniversitesi’nce ve 2007 yılında, mezun olduğu ve uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesi’nce ‘fahri doktor’ unvanı verilen Özakman, sayısız esere imza attı. Nisan 2002’de Eskişehir Belediye Başkanlığı, açtığı ikinci tiyatroya ‘Turgut Özakman Sahnesi’ adını verdi. 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Özakman’a Üstün Hizmet Ödülü verdi. 2005 yılında piyasaya sürülen, 50 yıla yakın bir sürenin emeği olan ve Kurtuluş Savaşı’nı romansı bir dille anlatan Şu Çılgın Türkler (Bilgi Yayınevi) adlı belgesel-romanı, cumhuriyet tarihinin en çok satan kitabı oldu . Haftalarca çok satanlar listelerinde ilk sırada kaldı. Turgut Özakman evli olup, üç çocuğu ve üç torunu vardır. Kaynak: Vikipedi

Yeni Başlangıçlar Mevsimi / Debbie Macomber

yeni-baslangiclar-mevsimi-debbie-maccomberDebbie Macomber Yeni Başlangıçlar Mevsimi kitabı tanıtım arka kapak kısa özeti sayfa sayısı fiyatı..

Sonlar,
insanı hayata bağlayan
yepyeni başlangıçlardır…

Kitabın Yazarı : Debbie Macomber
Çeviren: Ozan Aydın
Yayınevi: Martı Yayınları
Kitap Türü: Yabancı Romanlar
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 480
ISBN: 6053480853

Yeni Başlangıçlar Mevsimi Kitap Özeti

Debbie Macomber kuşkusuz edebiyat dünyasının son zamanlarda konuştuğu en popüler isimlerin başında geliyor. Yarattığı sade karakterlerin sade yaşamları ile okurlarını onun kadar etkileyebilen başka yazar yoktur sanırım. Yeni Başlangıçlar Mevsimi kitabı da daha önceki Debbie Macomber eserlerinde olduğu gibi birbirinden farklı karakterlerin bir araya gelmesinden oluşan sıcak bir hikaye sunuyor. Yine basit karakterler, basit hayatlar ve yolların kesişmesi ile ortaya çıkan basit hikayeler. Her şey bu kadar basit olmasına rağmen kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Okurken adeta kendi dünyanızdan çıkıp kitaptaki dünyaya yerleşiyorsunuz ve gerçek hayattaki tüm düşüncelerinizden kurtuluyorsunuz. Belki de sadece bu hayali dünyada yaşamak istiyorsunuz. İşte Debbie Macomber kitaplarını bu kadar okunur kıran etkenler bunlar.

Arka Kapak

Kimi zaman hayatın karmaşasından başımızı kaldırmak, dertlerimizi geride bırakmak ya da bize zarar veren alışkanlıklarımızdan kurtulmak için bir yol bulmaya çalışırız. Ve bu arayışta en büyük yardımcımız dostlarımız olur; sadece iyi değil kötü günde de yanı başımızda duran ve her sonun bir başlangıca vesile olduğunu hatırlatan can dostlarımız. Sihirli bir dokunuşa ihtiyaç duyan insanların yaşadıklarını sımsıcak bir dille anlatan bu roman, bizleri umut aşılayan bir dünyanın içine çekiyor.

“İşin ucunda unutulmaz karakterler yaratmak varsa, bunu Debbie Macomberdan daha iyi kimse yapamaz.”
BookPage

“Macomber farklı hayatları bir araya getirerek, hayata dair yaşanan pek çok duyguyu samimiyetle işliyor ve her kitabı yüzlerde tebessüm yaratan bir sonla bitirerek okuyucusuna umut aşılıyor.”
Publishers Weekly

“Macomber, mucizelerle dolu sokağında yarattığı hem eşsiz hem de keyif veren yepyeni olaylarla okuyucuları büyülemeye devam ediyor.”
Library Journal

“Debbie Macomberın her kitabı en iyi kitabı; okurlar Yeni Başlangıçlar Mevsimiyle bir kez daha tatmin olacaklar.”
Booklist

Yılmaz Özdil’in Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda Kitabı

2013 Yılmaz Özdil’in yeni kitabı ‘Beraber Yürüdük Biz Bu YıllardaYılmaz Özdil kitap kısa özeti içeriği..

 Son 10 yılda yaşadığımız her şey..

yo

“Beş gazetenin arşivinden 460 bin sayfa taradım. Sırf arşiv taraması 1.5 senemi aldı. İsim Şehir Hayvan ve İsim Şehir Bitki gibi köşe yazılarımdan derleme değil… Sıfırdan yazıldı. 3 Kasım 2002de başlıyor. Bugüne kadar geliyor. Çıraklık, kalfalık, ustalık diye üç bölümden oluşuyor.”

Kitabın Yazarı: Yılmaz Özdil
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Kitap Türü: Politika
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 352
ISBN: 6050916355

Yılmaz Özdil, Hürriyet, 30 Temmuz 2013

Bir tablo hayal edin.
Sanat eseri.
Miras. Size ait.
Tuvali, Türkiye coğrafyası.
Boyası, şehit kanı, alın teri.
Her sabah uyanıyorsunuz.
Gururla seyrediyorsunuz.
Ama, birileri her sabah sizden önce uyanıp o tablonun başına geçiyor
ve orasına burasına minik minik fırça darbeleri atıyor.
Her sabah bir minik fırça darbesi.
Usta işi.
Küçük küçük değişiyor tablo.
Aniden değil.
Milim milim.
Alıştıra alıştıra.
Yedire yedire.
Aradan yıllar geçiyor.
Tablo, o tablo olmaktan çıkmış!
Komple değişmiş.
Dedim ya, kanıksamışsınız.
Bakıyorsunuz bakıyorsunuz…
Tablo, hâlâ aynı tablo zannediyorsunuz.
Peki ne yapılabilir?
Fark, nasıl fark edilebilir?
Orijinalin aslında ne kadar değiştiği…
Ne hale getirildiği…
İlk bakışta nasıl anlaşılabilir?
Tek çare var. Kıyas.
Tablonun ilk haliyle…
Son halini yan yana koymalı.

1 Eylül 2013 Aydınlık Gazetesi Yeni Yazarı Tuna Kiremitçi Kimdir?

01.09.2013, Tuna kiremitçi kimdir, Tuna Kiremitçi biyografisi, Tuna Kiremitçi Aydınlık Gazetesi haberleri, Aydınlık Gazetesi Tuna Kiremitçi haberleri, Aydınlık Gazetesi Yeni yazarı Tuna Kiremitçi kimdir, Tuna kiremitçi yazıları, Tuna Kiremitçi şiirleri, Tuna Kiremitçi kitapları, Tuna kiremitçi Aydınlık gazetesi yazıları ne zaman başlayacak, tuan kiremitçi aydınlık gazetesi 1 Eylül 2013 yazısı

Romanları 14 dile çevrilen besteci ve solist Kirmetçi, pazartesi ve Çarşamba günleri Aydınlık okurları ile buluşacak. Tuna Kiremitçi, insan odaklı köşe yazılarıyla hem gündemi hem de daha derinleri yoklayarak farklı bakış açılarının takipçisi olacak. Sanattan hayata, spordan felsefeye, insan ilişkilerinden siyasete… Tuna Kiremitçi’nin yazıları, 1 Eylül’de başlıyor.

TUNA KİREMİTÇİ KİMDİR?

24 Şubat 1973’te Eskişehir’de doğdu. İlk şiirleri, Galatasaray Lisesi’nde okuduğu sırada Varlık dergisinde yayımlandı (1991). 1994 yılında ‘Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’ni kazandı ve aynı yıl ilk şiir kitabı olan ‘Ayabakanlar’ okuyucuyla buluştu.

1997’de ‘Erguvan Balkan Şiir Ödülü’ni Bosnalı şair İzzet Sarayliç’le paylaşan Kiremitçi, sonraki yıllarda Varlık, Gösteri, Milliyet Sanat, Kitap-lık, Nar, Sombahar ve Aykırı gibi dergilerde şiir ve denemeleriyle göründü. 1998 yılında ikinci şiir kitabı olan ‘Akademi’ yayımlandı.

2002 yılında ilk romanı ‘Git Kendini Çok Sevdirmeden’ yayımlandı ve o yılın en önemli edebiyat olaylarından biri olarak kabul edildi. 2003’de ise ikinci romanı ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’ yine geniş bir okuyucu kitlesiyle buluştu. Bunu ‘Yolda Üç Kişi’ (2005), ‘Dualar Kalıcıdır’ (2007), ‘Küçüğe Bir Dondurma’ (2009), ‘Selanik’te Sonbahar’ (2011) ve ‘Gönül Meselesi’ (2012) adlı romanları izledi. Romanları Fransa’dan Brezilya’ya, Çin’den Mısır’a, 14 ülkede yayımlandı.

Kendi kurduğu Kumdan Kaleler topluluğuyla 1996 tarihli bir rock albümü (‘Denize Doğru’) hazırladı. Besteleri Ajda Pekkan, Haluk Levent, Müslüm Gürses, Demet Sağıroğlu, Renan Bilek gibi sanatçılar tarafından seslendirildi. Müzik yaşamını şarkı yazarı, solist ve gitarist olarak sürdürmektedir ve bir oğul babasıdır.